Ben
yeterince sakinim aslında. Sakinlikten kastım kabullenme gücümün artması. Bir
şeye inanmak inanılmaz bir şey. Özellikle de bir insana. En son birine doğru
uçmuştum. Kollarım yoktu. Bir şeye bu kadar uçabilmem acayip şaşırtıcıydı. Sonra olmadı. Uçtuğum hızda çakıldım. Ama
çakılmak emin olun uçmaktan çok daha güzel. Yani, bir şeye saçlarınızı
kestiriyorsunuz. Saçlarınız var.
Saçlarını kesiyor mesela. Buna üzülüyorsunuz. Fakat aniden duruyor. Siz
duruyorsunuz. Zaten hareket halinde değildiniz ama duruyorsunuz. Başka birine
sığınıyor ya da maç izliyorsunuz. Olayın çakılma kısmı da tam burası. Kötü
hissetmeniz lazım. Mahvolmanız lazım. Ama buna bile enerjiniz yok. İnsan nasıl
kötü hissedeceğine dair bir kılavuz edinmeli. Benim bir kılavuzum yok. O yüzden
bir şey hissedemeden hayata geri dönüp, gülüyorum. Canın sağolsun diyorum bir
taraftan da. Dünyanın en güzel lafı. Bir şeyden vazgeçmenin en erdemli hali.
Vazgeçmeye bayılıyorum. Onun verdiği duyguya. Hah, ama işte o duyguyu nasıl
hissedeceğimi bilmiyorum. Alkışlarken ellerim azalıyor sadece. Saçlarımı
uzatmaya devam ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder