Şiir Şeyleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir Şeyleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2014 Cuma

Bütün O Filmlerde Vurularak Ölmek





1

Denediğim çocukları alnıma dayarım Nasıldır umulmadık şemsiyeler kapanırlar Demirleyen budur yüzünün içiyle Günaydın Hüzün’de Bizi bir tek 200 yıl evvel ölen Alman anlar Şimdi geriden mağlup yarasa ifadesiyle şoklar Katılmadığımız konulara bir itiraz Bir de bundan sürreal punk çıkarımlar sağlayan Fularsız cık cık cık köylü oğlanımız var

Üstünden atladık değişenlerin Kuşağımızda çok işte bu’lar Ekranlar açıldı beri bırakılmış Hamit Tamer Vedatlara karışmış fevri kızlar Korkmazlar daha atadan Sen hâlâ başını iki ve üç ellerinle dükkân arkasında Bir taraftan öpüp dalları Dördüncü ellerin kitap saklar


2

Bütün o filmlerde vurularak ölmek Tabağında kalmış görüyorsun Fotoğraflarda gülmeden Senin altı yüz yetmiş beş milyon çeşit kokun Anlaşılır dört yıldan önce Öpenler sanma ki girdiler gerçekten Ben oradaydım dans etmeden Yaklaşmalarına karşı koymadın Baban vardı yanlarında buydu zaten Her şey evlerde nelerin üstünde gidip gelmeden önce Sadece sıfır nokta beş saniye Bembeyaz bembeyaz bembeyaz Zincirlerden halkalardan biri Uyanmadan sabahlarda

Bana kimse unutmayı Düz yollar çevre yollar Yanında duran arabada iyi biri olma ihtimali Hayır öğretemez Taş vardır Taşlarla resimlerimden sonra Bütün sahil kesimlerine yokuş aşağılara Yokuş yukarılara gülerek Beklemeden 23.30’lara Eve çadır kurup şarap öncesi Meleklerin düş yaşamı ve o yakınlıktan Eğil sırtını dinleyeyim Cildin bittiği yerden sarıl temastır Hukuk okumadığımız kentte Otobüslerle yürüyüşlerle Yetmiş rakam ağlamalarla Elbiseler elbiseler hiç çıkmadan Elbiseler bitti


3

Hiç anne olamamaktan İngilizce kurslardan İkinci öğretimlerden hepsi Olmasalardı olacaktı hepsi Gökçeada hepsi o evlerde hepsi Ne başlamadı bile önce Dünyaya bir gün ara gereksinimi Sana katılmamaktan Hımm’lar ve ehm’ler den Bak yine brokoliden Sana hediyemin gelmemesinden Duvarlara tek kolumu dayamaktan Kafayı kola gömmekten Ağlamak yerine barbunya ve Kuala Lumpur hepsi

Yazlıklara minibüslerle Aralık duruşları 860 adım O bina boş biliyor Neden Tanpınar’ı sonradan alıp getirdim Mücadele anlamında sarı pijamalar Okuldan ayrılıp hürriyetlere kavuştuk Kafelerde iki dört eller masada Kars’a gidebilmek için de yurdumuz bize karşı Çok köşklerde yerken

Seninle ancak Fransız kültürüne Duşun altında fark etmeden Kayboldu yüzünden Bu kabiliyetli bünyelerle terbiyeli kaplanlar değiştik Biliyoruz insan yüz elli yıldır bunlarla Bütün planlar saçından düşen kadar olamaz 

İç havadisler burada Yarım saat önceki rüyayı barındıran Bu düşünceler üzerine beni götüren şey Belki de 1950’li yılların başında olmamızdır Fuad’a senden tam otuz dokuz sene var İyi ki yok yüzümde kapanmış altmış üç senelik eller Yollarda ağaçların arasına terk Yolcular bizden anlamamış Mersin kadar tuhaf yerlerde şiş ayaklar Ben olmadığım zaman sen devletin otoyollarında Ortadan başlamış hikâye Öncesi iki taraftan apartman boşluğuna Sürekli deniz
  

4

Seslendiğim hep bu kelimeler Kanım ayaklardan dolanmış Civar odalarda çoluk çocuk Hep on üç yaş altımız İki kardeş ilk kez anlamış Halılar devamlı kayıp yazları Mutfakta adamlar eğilmiş konuşur Dolaplar içinden arasından elinden Koku hep penceresiz 1989 burada devreye girer ikiye bölüp yılları Kucaklarımızda bin dokuz yüz doksan yanlarımız Ve hâlâ yukarılardan atlamamışız

Eşyanın veya hayatın kendisinde Yani bulunması tabii olan yerlerde değil İki çocuğu geri çağırıyoruz Ayaktakiler bizden yana Kalktığın yataklardan mesafe Derecemiz kırkın ve her şey temmuzun tamamen altında Ayağımı kaç yüz kilometre uzatıp Vilayetimizin yolları yine bozuk ulaşmamaktan Böyle günlerde hatırla Kaç muavin otobüsten aşağı atlar Sanki kırılmamış mola yerlerinde alkış sesleri Bu kapı açmaların ardından daha başka odalar İnan bunların bir bölümünden boyum Birkaç santim uzar


5

Derste bomboş duvarlardan başka hiç kentleri Devam ediyor o yürüyüşün olmamış kurgusu Gülmen gereken içeriden yumruk gerekliliği Mutlu gecelerde kalmamış Budapeşte uykusu



Daha önce Şerhh'in ilk sayısında yayınlandı.


8 Ağustos 2014 Cuma

Kollarım Yokmuş





Sanki o evde sen de kaldın bahset hadi
Bu muydu yani ha bu çocuğun muydu
Kalan devlet demir yolları kimin ha kedim:
Sagopa Kajmer mi dinleyecez ulan cemiyette
Yahu onun yanındaki eleman objet petit a işte
Hani kol kola 3 yıl önce terleri bacaklarından

Var mı lan öyle dünya beni bu Felemenklerle bırak
Öyle tabi başbakanım kimin edimleri bunlar ya ya
Edim dedim evet ama benim sayfalarca kırılmış
Kollarımdan alçı yuh sarıldığın yerden başlamış

Ama senin bu cildim yakındır başlamamış iklimin
O Aristo'ları başka yerde de öğreniriz ne güne insanlar
Endülüs medreselerine hamle yaptı işte bu tecrübeyledir
Gösterdiğim devamsızlık öpücüklerinden oh bu şairlerin
İnzibat tavrından hiç eksilmez meclisler partiler gürültüler


Aras K.

Daha önce Şeyderg'de çıkmıştı.

3 Ağustos 2014 Pazar

Mark Tansey İçin Altı Kere

I

az geçişim otobüs sana kasalardan galiba
sen allah’ım körelt beni bu ful ortopedik yatağın ilk graham bell’inde
ta miletos’tan no-frost buzdolabı kadar yürümek yanına
ve bir ara cep telefon ya sen ben kendim safeviler artık göçebe




II

yerleşik yaşam tarzıyla nerde bi’ ibrahim görsem çok öksürürüm
hem o zaman yoksa varsa tatarlar yağabilecekmiş sabahın beşinde
bir trabzondan aşağı kayan kedi gibiyim sonbaharyaz kreasyonlu
ablalar ipek yolundan tutar elimi üç tank dolusu harakiriler eşliğinde



III

hamile içgiyim veyahut birkaç kont anlaması elleri el gölgesinde
tamamen yüzonmetre engelli öpüşen pvc’lerimle kültüreldi relativistler
bazen sadece bir iktisat kuramı gibi olur halamın aşağılardan uyanışı
o zaman her yerden fışkıran ormanlar dolusu çocuklarla dolar playlistler




IV

avantür bi deneyden fırlamak ve evet kromozomlar çoktur
trafik levha büyümesi okyanustur yer çekimsiz ortaçağ içinden
büyük yarıkaplı bir tayfundan kaçarak üçgenler prizmasına koşar
buldozerler belli ki etkilenmiş öteki türlü mekansız trier filmlerinden



V

koli koli vikingler taşımaktım şaolin rahiplere tapınak boyunca
tam da o noktada önergenmişti sürahiler canlanması belgesel
giyinişim başlatır buradan buraya dörderli beşerli düzlükleri
sonucunda bir şeyler oluşur olmadı deyiver canım bunlar dilbilimsel



VI

korkmayınız  bu seneki süper marketlerinde de ilerde sağdayım yine
elimden gelse vururdum ses verirdi kamçı uykunun indirdiği tokat üstüne
gel gör ki olayın tabiyat-ı cereyanı farklı teessüs etti kalakaldım seninle
yaşayan en önemli sosyologlar listesine adımızı kazıdım belki okursun diye




Resimler

I - Pleasure of The Text
II - The Myth of Depth
III - Picasso and Braque
IV - Action Painting II
V - Derrida Queries DeMan
VI - Discarding the Frame



Etkilenip Şiir: Aras K. ve Uğur E.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Altyazıdan da Şiir, Altyazıdan da Tak Tak



Ben, Sen, O, O (1976)

ve böylece ayrıldım dar bir koridoru uzandım
birinci gün tamamen pencerenin gibi taşıdım
sonra onu kaldırıp ilk duvara kendimi ifade edişim
kıyafetlerimi aniden ve altı sayfa boyunca düzelttim
yerdeki en az 28 olmasını nefesimle ayakta bekledim
biraz zaman ya da soğuk için eldiven yaşanamadan
artık birisi çok uzun süre uzaktan baba bakıyordu

dokuzuncu gün yoldan geçenler bana sesleri sonraları
pencereden birkaç kimseyi de kamyon ranzasıyla acıktığımda
ama memlekette sanırım kış zamanı kasım diye itaat bağırdım
direksiyon simidinde gördüm senin gibi enerjim yüksekten düşüyordu
ilgilenecek biri sanki çocuk o da sanki beni görmek keza o da beni çok
cumartesi ve pazarları dizlerimin gibi hissettiriyordu okunuşu resimleri var kucağımdan bilemiyorum yoldan saatlerce iki geçmiş olmalıyım

Je, tu, il, elle




Film: Je, tu, il, elle (1976) - Chantal Akerman
Çeviren: Cemocem
Şiir eden: Uğur Eymirli - Aras Keser


Daha önçe Şeyderg'de yayınlandı

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kako Sam Sistematski Unisten Od Idiota








Yavrucuğum ben bununla yaşıyorum.
Yine bak fecaat dizelerimizin tersine
İstanbul Beatnik şubesi kaybetmiş.
Kaç tane dispanser sevdim.
Kaç tane kürek kemiği ellerimle.
İşte bunları alt alta dizince şiir oluyor.
Münir’e de böyle dedim,
Yemin ederim anlıyor.
Sen şimdi al bu mandalinaları
Ve beni git böylece yürüyerek.
Ben bu halka halka
İnanmıyorum yavrucuğum.
Babam milli takım basketleri için.
Sen  Rock’n Roll için
Küçükpark’ta çok konuşuyorsun.
Zaten kimse  4 haziran 1989’u da
Hatırlamıyor.
Çıkıp saçlarımı kestirdim
Filmler bittiğinde.
Elimle seni işaret edip
Harakiri denedim.
İstedim adımız geçsin
Venezuela gibi bir günde.


2
  
Bununla beraber dişlerini
Görüyorum yavrucuğum.
Üç tarafı denizle kaplı ülkede,
Hiç uyuyamıyorum.
Arkamdan gel,
Anadolu’da ölü göm en çok bana.
Erken çocukları sana kırıyorum.
Al hepsini şeyden ekle.
Zaten sen nereden başlasan
Tıraşlı adamlar girerdi bahçeye.
Şimdi seni o bahçelerde
Geri kalmış ülkeler bırakamam.
-Devletçi Şair ile birlikte,
Henüz gelmemiş okura ek bu-

  
1

Bir dahaki gelişine kadar
4.8 milyon insan ölmüş dünyada
Ben de kendime rodeolar
Sürükledim  şol git kadınlarla
Burada durursam babaannem
Pazartesileri ölmez tanıyorum
Althusser’e yaklaş arka çık
Ben terminallerde istop ediyorum
Art arda kızgınım zaten o terminalleri
O otobüslerden hikâyeler indirmedim
Bir tek Pozantı yakınlarında
Bir gece seni aralıktı sanki
Arasından çok duvarların
Ben bunun için muavinden
Üç kere kahkaha istedim
Sen bu ve bunun gibi zamanlarda
Yeşil erikler toplayıp uzandığın
Öğle uykularında incinmeliydin


0
  
Yavrucuğum, biz seninle
Kaçıncı yüzyılı buradayız.
Ben Sasaniler’den itibaren
İşte böyle yukarı baktım.
Benim öyle sanıyorum
Seninle bir ilişkim olacak.
Bunu topyekûn geriye çekilme 
Sahnemizden çok iyi anladım.
Velhasıl bu tartışma programı cumhuriyetine
Kadar üç bin sırt üstü kulaç attım.
Buraya geldik sen vardın ben vardım 
Sen vardık molozların üzerinde çokça
Biraz da sapasağlam leoparlar vardık.
Ama biliyorsun duygu sona erdi
Yardım et, otobüsler üzerime artık.



 Aras K.

Daha önce Ücra'da yayınlandı.

22 Şubat 2014 Cumartesi

Konumuzla İlgisi Olmayan Dört Madde





Bir
                                                                       
yakup ağlasın artık.
terry grandchester da ağaçtan insin.

sabahları kapıları,
kim çalsın kanunları obuaları.
erkek olan kadını kadın olan
peygamberi görmüştü rüyasında.
ben o sıra dünyaya güldüm.
ablamla topsuz koşular..
duvarları ve fıskiyeleri anlamaya çalışırken biz,
çoğu insan sabahlara kadar çin’de yaşar.
                               
bir şey vardı. gün vardı. alanya’da sızdım.
atari vardı. mustapha vardı.
sabahları varlığımızı armağan ederdik
akşamları r.muhtar vardı.
üç su damlası ağır çekim inince
saat 16:32’de tenime,
o hışımla doksanları yarılamıştı
cumhuriyeti ve türkiye.

ah ne çok isterdim tarihi biraz da ayağa kalkmadan okumak.
nedense pek mühimdi doksanlarda orospu çocuğu olmak.

                                                       

İki

elleri ceplerinde bir adam babamı soruyor.
yürüyerek uzaklaşıyorum.
sanayi devrimini kızlar bana gülümsedi.
ellerimi sıkarak anlıyorum. 
-hem yarın  tekrar cumartesi 

birden aklıma cuma’dan çıkar gibi akın.
hatırlasana: üçüncü mehmed’in kardeş sevgisi

seni üçüncü mehmed transfer piyasasının en çok
seni  biraz da haber turk spikeri yaptıktan sonra yavaşça
seni renklerime bağlayıp gazetelerde sayfalarca
seni işte ve kaynadıysa çayın altını bir güzel
sonra sen uyanıp bir sabah haçova savaşında
bak gördün mü onaltıncı kardeşinin yazdığı bir şiir geldi aklıma :


Meyhaneye ilk varışım*


Öyle sermestim ki her an sâkinâme yazabilirim.
Ben bu konulara bilhassa seninle temas etmek isterim.

Vakanüvis yaklaşmayalım fakat yoksa Viyana’ya gelmeden dans ederim.
Köçek olmak da bana koymaz sadece akşamları cima severim.

Palikar bade getir böyle edip bekri göremen bencileyin…
Doldur bre saki doldur da şöyle bir kavimler göçü edeyim

Ben meyperest olmuşum içerimde afitab-ı temmuz.
İki kadeh sonra başlayacak o şehvetengiz hatuna taarruz.


 *kaynaklar 1595 yılına ait bir şiir olduğunu söylüyor. fakat bu söz konusunda kesin bir bilgi yok.   




Üç
                                                                       
ne zaman başlarsa şevket abinin karate kursları, işte o zaman icat edilir festivallerden ödülle ayrılan macar yapımları. pardesümü giymeden, mavi pijamalarımla sokağa çıkıyorum. insanlar kucağıma kurduğum yumruklara bakıyor ve fena halde sabah oluyor.eve dönüp süratle bir araba kazasına giyiniyorum.

-haberlere çıkan adam kısa saçlı bağırıyor:
“bir daha insaniyetlik yaparsam otobüs çarpsın”-

en büyük asker otogar’dan havaya doğru yükseldi ve rastladığım bütün behçet bey’ler ölü. bugün, beni eve döndüremeyecek bazı sebeplerim var. okulda yaslandığım taş duvar adını bilmediğim selçuklu sultanını teneffüslerde ağlatıyor.

burada zamanı çok olan bir çocuk
kilosunu ve kahkahasını öğreniyor.



Dört
                                                     
bir dakikalık saygı duruşundan mağlup döndüm.
seher şeniz geçti sokaktan, cahide sonku.
kılıcımı havaya kaldırırken saatime baktım
ve evet, işte.. ”yenecem seni bolu.”

ben hâlâ telefon kulübelerinden çıkıp üzülüyorum.
medine’de bir yanlışlık oldu,
art arda on iki tane fassbinder filmi izliyorum.
21. yüzyılda lirik şiir yazılır mı?
“yazılır mı ulan” diyorum.
cevap bulabilmek için gördüğüm ilk yirmi dört yaşıma
sakallarımla giriyorum.

-dışarı çıkınca karşılaştığım herhangi bir insana:
:“acaba 04.06.1989’u hatırlıyor musunuz?”

artık hafta sonları da evde oturuyorum.


Aras K.



Daha önce Duvar ve Şeyderg'de çıkmıştı.




20 Şubat 2014 Perşembe

Mohaç Savaşında Bıyıksız Bir Adam




Bir

Ben bir vakitler kitapsız Slovak şairleri görürdüm.
Üzerimde battaniye olurdu leğen kemiklerimi sayardım.

Onu gördüm. Çılgın bilim adamlarıyla deneye koştum. Yüzmek öğrendim.

Hem söyler misin dedim bebeğim inerse Alman Reis-i Cumhurları bu gece,
Hangi trene yetiştiririz kazamızı ve nasıl paklar bizi söz gelimi bir uçan tekme.



İki

Vücudunun çeşitli yerlerinden gülelim otobüsler olsun
Dünyanın hiçbir Sturm Graz’ı gelmesin çıkmayalım idmanlara
İşbu yumruğu da göğsüme kabul ettim tartışabiliriz
Bir problem olursa Norveç düzeltir aramızı sen telaş yapma
Evde oturup ıslahat yapalım yamulalım inkılaplarla
Abdülhamid alışık değildir sakın ha sakın sofrada bağırma
Komşular duyarsa geç gelir yemeğe birinci ve ikinci meşrutiyet
Araplar da arkamızdan vurayazar bizi öyle söyler tarihçi ekseriyet


Üç                                       
                                                                                 

bir salinger öyküsü üzre denize bakmağa gitmek.

ya ben bu cümlelerin.. ne bileyim işte

bunu söylemek için barınacak bir yer yoktu ama seni temin ederim incinmişti aşil tendonum ve yürüdükçe sekban-ı cedid  basıyordu eklemlerimi otobüslere binerken tuhaf bir dünya işte anlamadık bütün sumo güreşçileri toplanmıştı etrafımıza biz onları bir şeylerin mutlak alameti saydık kargamış da bir ağaç kırılırdı o zaman kırılmasın mı? çiçek desenli bir halının üzerinde uzanırken bir şeyi açıklığa kavuşturmamız gerekiyordu ve tam o ağır çekim kavuşturma esnasında  florans lambalardan biri tek başına ah sönmüştü ve ben bu işe nasıl içerlemiştim eğilip ayak parmaklarımı yakmıştım… çok sonraları şu oldukça fransız bayanı bir kere daha düşünürsek diyorum bebeğim ya da:


Bir gün çok kuvvetli Fransızcamız olur da fondue yersek
Sevişmeden önce geri alırsak saatleri
Ve gidersek eklem bacaklıların sebil olduğu adalara..
Çömelip bir kibrit yaktıktan sonra ağlayarak bakar mıyız Darwin amcaya?


Dört

Ben Mohaç savaşında bir adam. Immanuel Kant ile aynı boydayım.
O gencadamı hezarpare olmadan bilhassa ellerimle kurtarmalıyım.

Kendime en çok cumartesi geceleri sıfır üç onbeşte yakışıyorum,
Belirtmeden bitiremem hiçbir fotoğrafta yetenekli genç şair çıkmıyorum


Aras K.


Daha önce "heves" dergisinin son sayısında yayınlanmıştı.


16 Kasım 2013 Cumartesi

Benim Gel Kasım Uykularım







Yirmi yedi seferin ardından noktalardan bir manzaraya katıldım
Bahçelerinde karşılaşan kadın ve erkeğin güzel olması aslında ondan
Hatırladım hatırlıyorum ihtimali hatırlatıyor her şey olup hatırlatıyorlar
Her şeyin bahçelerinde fark ediyorum içeride odalar koridorlar yine odalar

Ağaçlardan içerisi gölgesiz düşündüğüm tercümesi böyle apartmanlar oturduğum
Gördüklerimi sadece unutmak unutmak dediğim lütfen unutmamak kabul edelim

Bundan bir içerisi olmayanı alıyorum bir de dışarıda bağımsız geniş galipleri
Hayatta Aslıhan’ı geçen yıl böyle dışarıyı kapanan kapıları duvarları ardından
Boş salonlar koridorlar sürekli kapılar ve diğer tarafta daha fazla duvarlar
Bitmeyen eski mücevherleri ve kravatları üç dakika civarı bu hayattan çıkardım

Olanları bir yere anladığımda o testiyi uzun uzun taşıyan kadınları
Gittikleri yerde döndükleri yerde onlar gelmese de bütün filmleri
Onlar için üstümü başımı onlar için geri kalanları hiç anlamadan
Kasım ayı sonlarında ellerim her sabah buraya doğru yeniden büyür


Aras Keser
Hacı Şair 5 - Ekim 2013 Yayınları