Sanatın
sunulma alanları her geçen gün çoğalıyor, farklılaşıyor. İnternet'te sanat
mümkün mü? sorusunun cevabı artık çok net: Mümkün.
Ama
tüm bu sanal imkânlara rağmen edebiyat-şiir alanında bu mümkünlerin kıyısı hâlâ
dergiler. Hadi öykü ve romanı da eleyelim. Türkiye’nin öykü dergisi geçmişi
zaten verimli değil. Edebiyat dergilerinde bir bölüm öykülere ayrılır bu da
genel beklentiyi çoğu zaman karşılar. Arada Adam Öykü ve Sarnıç gibi
istisnalar da var elbette ama öykü için dergicilik hiçbir zaman bir şart
olmamıştır.
Bununla
beraber şiir, dergisiz olmaz. Düşünülemez bile. Hatta kanaatimce, dergi
işlerine bulaşmamış adamdan şair falan da olmaz. Evinde oturup sağa sola şiir
yollamak, kendi mecranı yaratmak yerine hazır olana konmak kolaydır elbette.
Ama eğer mesele şiir ise, kendi dergini, kendi mahfilini oluşturmazsan sadece abilerinle
çektirdiğin fotoğrafa kafanı uzatırsın kardeşim.
Türkiye’nin
şiir geleneğinde bir olay çok yaşanmıştır. Gencinden bir şair çıkar ve
kendisinden önce yapılanlara kısa bir siktir çeker, büyük şairlerle dalaşır,
sonra da iyi kötü kendi dergisini yapardı. Bugün sadece şiirleriyle tanıdığımız
birçok değerli isim aynı zamanda dergicidir. Orhan Veli’den tut Cemal Süreya’ya
kadar hepsi. Ama 2010’larla birlikte başka şeyler oldu. Büyüklerine saygısızlık
yapması gereken genç şair birden sevgi adamı oldu. Masayı dağıtıp kalkması
gerekirken o masalara oturmak için çabaladı. Kendi dergisi ile uğraşması
gerekirken hazıra kondu. Oldu da oldu yani.
Bu
işlerde bulunduğunuz ortam da çok önemli elbette. Mesela benim kendi açımdan
şansım Şiir Topluluğu’ydu. Ben ilk şiirimi de “dergi çıkacak şiir lazım”
dendiğinde yazmıştım. Felakete yakın olan “kuytu” yazılarım yetmediğinde
yazmıştım Amokachi’yi. Aynı şekilde, sonraki tüm şiirlerimi de “dergi çıkacak”
motivasyonuyla yazıyordum. Bu bana özel değildi. Hepimiz öyleydik. Normal
hayatta, sabah kalkıp şiire oturmuyorduk mesela. Ortaya çıkaracağımız dergi
için oturup şiir çalışırdık, yazı çalışırdık. İşte bu şekilde daha yirmili
yaşlarımızın başında iki sayı Ş Şiir, dört sayı da Son’at çıkarmıştık. Bir
anlamda şiirden evvel şiir dergiciliğine başlamıştık.
O
işlerden sonra bir sürü proje oldu ama hiçbirinde muvaffak olamadık. Küçüle
küçüle en sonunda şerhh kadrosuna geldik. Ama bu küçülme niteliği artırdı,
dergiyi gördüğümde böyle hissettim doğrusu. Merkez dergiler her zaman
olacaktır. Hepimiz başka yerlerde de işleri çıkan insanlarız. Ama küçük de olsa
kendi mahfilimizi yaratmamız şarttı. Belki 15 sayı üst üste çıkaracağız belki
de 4-5 sayıda kalacağız, hiç fark etmez. Önemli olan o çabanın bir
yere ulaşması, beş kişi bile okusa ortada nitelikli bir işin olması. Ve en
önemlisi, bunların ülkenin çok çok küçük bir azınlığını ilgilendiren boşlukla,
yani şiirle ilgili olması. Şerhh çıkmalıydı, çıktı. Çünkü boşluğa biraz daha
boşluk lazımdı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder