24 Şubat 2014 Pazartesi

Nışadır için Biraz Necatigil




Bir dönüş yapmak değil hiç değil. Unuttunuz bak, değil hatırlatmak değil. Bir “fakat” bu. Toptancı mantıkla girişirken, yürürken ve uzaklaşırken arada gözden kaçıyor. Bazen “Allah hepsinin belasını versin” demeden önce bir şiire yeniden denk gelmek. Mek. Mekanın önemi değil bu da değil. Neden değil Necatigil?

Bir adamı sevmek. Ama yani. Kötü şakir diyelim Namık K.. Bu adamı hani tut vur duvara. Ama nasıl olduysa Adana yolunda önlü arkalı denk geldik herifle. Sonra da olan oldu mola yerinde oturup çay içtik. Ben ben ve Namık Namık. Adamın “Aşkın Rengi Siyahtır” diye kitabı var ama çay güzel. Adana yollarında, molalarda kırılır alkış sesleri, dururken birden düşünürsünüz Kuala Lumpur gelir, ağaçlardan, aralarından hücumu gölgelerin. O yüzden işte bir şekilde böylece oturduk Namık’la. Saçma sapan şeylerden bahsediyor tabi. Yok edebiyatın gücü yok Şair’in görevi kedi var geçiyor önümüzden adam bak diyor bakışsız bir kedi, o derece yani, vursan vurursun ama adam iyi Esteban, çayı falan ödüyor, tavsiye veriyor, ihtiyacın olursa diyor, o Edebiyat Festivali’ne ben evde oturmaya gidiyor, Oradan sonra haber yok. Bir iki yıl sonra Kitab Fuarı’nda bir panelde gene saçmalarken karşılıyorum kendisini.

Buradan gelmeyeceğim Necatigil’e. Orhan Kemal’e de gelmeyeceğim. İşin özü herkes yanlışlıkla da olsa bir şey yazar. Ama sen bunu mesela 5 yıl önceden okuduğunda meh der gidersin. 5 yıl sonra ne olursa olur işte. Buradan da gelmeyeceğim Necatigil’e. Hiç bile gelmemek için, yaygın bir inanışın aksine Tanrı’nın yok gözüktüğü yerler vardır doğada.

İyi Şair midir Kötü Şakir midir orasını ben bilmem. Bir adamın şiirlerini değerlendirirken külliyatına da girmek gerekir belki ama niyetim yok, hem sonuçta daha önce bir yerde yine bir şekilde söylediğim gibi: Bana ne yani. O kadar eleştirmen var. Olmadı Enis var Batur batur yazıyor adam. Geçen kütüphane’de hiç üşenmedim bütün kitaplarını topladım Batur’un. Hepsi birbirine benzeyen hepsi toplanmış bir dolu kitap. Hani benim yediğim azami simit miktarı kadar kitabı var adamın. Oysa bizler, yani burada tam da bu nedenle Bir Enis Batur kariyerini…

Diğer kitaplarına hiç girmeden, En/Cam çin, Zebra çin, İki Başına Yürümek çin, kısa bir yürüyüş yapmak çin, gelebildik nihayet Necatigil’e . Süreya sevmediğim bir şiirinde anlatır da anlatır Necatigil’i. Nereye mi yazardı şiirlerini? Diye sorular sorar. Bütün bunlardan azade sevmek çin Necatigil’i tek bir şiiri bile yeterli olabilir. Hayatında çektiği sıkıntılar artık bir Şakir’in serencamı olmamalı. Bizim Cafer de çeker sıkıntı üstüne üstlük şiir de yazmaz. Daha ne olsun.

Buradan üzerine yürüdüğüm Necatigil çok basit bir şekilde yapabileceği şeyleri çok basit bir şekilde yapmadığı için de önemlidir. Sadeliği, lafı uzatmaması, iddiasız görünmesi, büyük büyük konuşup ahkâm kesmemesi, en azından bahsettiğim kitablarda, anladığım bir şey, henüz Necatigil’e gelemedik.

Nışadır şiir’de söylememek, söylemeyi ertelemek için uygun bir örnek midir? Hatırlıyorum tam da şimdi, işte bu şekilde hatırlıyorum, yıllar evvel Birikim’de bir yazı… Murat Belge’li yazı. Üzerine üzerine Necatigil’li yazı. İşte ben o an bir hata yapıp, Murat Belge’ye kanarak (Üstelik Necatigil’i de severmiş Belge, pek severmiş hı-hı) Necatigil’den uzaklaşmış, tam da okumadan hımm ve ehm’lemiş idim.  O yazısında Mr. Belge, günlük yaşamda Necatigil’in gözlemlerinden, işte yok sevgilisini terk edip başka bir erkeklen evlenen kızın trajedisinin Necatigil’in şiirinde dile geldiğinden, den den den bahsedip duruyordu okunamayacak kadar sayfalarca. Seçtiği dizeleri de görsen yani bu Murat Belge dersin iki tane şiir okumamış hayatında. “Roman Yapısı”  “Birey ve Roman” derken hüüp diye makineye çekip bırakmış şiiri. İşte bu yüzden ve bu yazıdan ötürü ben girememişim Necatigil’e. Okudukları kişiyi nasıl da etkiliyor bilmeden.

Ama Mustafa Irgat da ne diyor bak  “Behçet Necatigil konusundaysa şunu belirtmek isterim (...) hiç kuşkusuz cins bir şairdir.” (Hâlâ okuduklarınızdan etkilenip mi dönüyorsunuz Şakirlere?)  Kötü yazmak için de en azından kötü bir şeyler okumamız ya da unut.

İkibinciyeni Şiir, Aşan Şiir, Ayhan Aşan şiir, böyle aktüel olandan, zamana duyulan bu güvenden, geçenden, kalandan, gidenden ziyade, 2012’de Necatigil’e işte tam da böyle bir yazıyla dönülmez. Dönülmesin de zaten. Dönülemeyecek kadar önünde, bu dile çevrilmemiş bir kitabda dendiği gibi “ölüm ve gözyaşına rağmen neşeli bir kitap.”
Oturup saysan bin kişi vardır şu Şiir Kamusu, yani benim görmek istediğim, bildiğim, takip ettiğim bu ve bu kadar sayı bir merkez olma çabasına giriyor ya Gülen Adam’ı Amarcord. Böyle bir dünyada böyle bir merkez olur mü? Ortada durdu Necatigil. Ne yani durmasın mı? Böyle yaşadı böyle öldü. En çok da durdu. Herkes en çok durur demeyerek, şimdi filanca yerde mutlaka bir soğuk su akıyordur, ayakları, masa ayakları içindedir bu suyun. Demek istediğim bu kadar.


Aras K.

Daha önce Şeyderg'de yayınlanmıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder